Gelelim Mi Avustralya’ya Yani

Özetle, gelin. Hatta kesin gelin.

Bundan sonrasını ikiye ayırayım, gezmeye ve kalmaya gelmek isteyenler diye.

Bir arkadaşa bakıp çıkacaktım

Evet eğer niyetiniz gezmekse, eğer en az iki hafta tatiliniz ve uçak biletlerine ayıracak bütçeniz varsa gelin görün buraları. Gezecek yer bol. Dünyaca ünlü, görülmesi gereken bir sürü yer var. Batı kültürü gibi gözüküyor ama farklı bir havası var.

Size ne vadeder… Sydney ve Melbourne büyük şehirler. Herhangi bir büyük şehir tatilinde bulabileceğiniz her şeyi bulursunuz. Güzel sokakları, parkları, cafeleri, barları, restoranları vardır. Canım Sydney’imde sizi Harbour Bridge ve Opera Binası bekler, e tabi yılbaşıysa bir de havai fişekler. Büyük şehir tatiline ek size baya baya doğa vadederler. Melbourne yakınlarında Philip Adasında okyanus kenarı ve penguenler, Great Ocean Road’da okyanustan kendinizden geçersiniz. Sydney’de binlerce sahil, canınız isterse sörf, trekking ve şehre bir saat uzaklıkta Blue Mountains.

Ama esasında Avustralya’nın olayı bu büyük şehirler değil. Ülkenin kuzeyine doğru çıkıldıkça doğa akıl almaz bir hal alır. Hippilerin buluşma noktası Byron Bay, 4WD arabalarla kumda çılgın yolculuk imkanıyla Fraser Island, beyaz suları bembeyaz kumlar ve adalar topluluğuyla Whitsundays, deniz altı zenginliği Great Barrier Reef ve daha niceleri. Güneyi doğusu yine ayrı zenginlik, ortada Aborjinlerin kutsal mekanı Uluru, aşağıda çılgın trekking rotalarıyla Tazmanya. Sözün özü, çok doğa annecim.

Ha ama tabi öyle deniz sahil falan dediysek de beach club tarzı da beklemeyin. En ünlü plajlarında bile bir şemsiye bir şezlong bulunmaz. Birisi size içkinizi getirmez. Herkes ortalıkta flip floplarla, sandviçler çantalarda, getirir havlunu serer güneşlenir. Flip flop dedim diye de yanlış anlaşılmasın. Oziler çıplak ayak gezmeye bayılır, özellikle beach civarlarında sokaklarda bolca yalın ayak dolaşan insana rastlamak mümkün.

Gezmeye geleceklere son bir notum var. Muhakkak güneş kremi getirin. Burada ozon yok. Öyle bana bir şey olmaz falan demeyin. Güneş kreminizi getirin. Eğer ki ziyaretiniz kış değilse muhakkak her dışarı çıkarken sürün, abartın gece çıkarken bile sürün.

Ben yaşarım burda

Uzun dönem kalmayı düşünüyorsanız öncelikle kararınız hayırlı uğurlu olsun. Güzel bir yola baş koymak üzeresiniz.

Öncelikle biraz zor zamanlar bekleyin. Ülkeden bağımsız yeni bir yere yerleşmenin zorlukları var. Arkadaş çevresi, iş gibi temel konulardan nereden alışveriş yapacağım, hangi ekmeği alacağıma kadar bir sürü soru ve sorunla yüzleşmeniz gerekiyor. Bence Avustralya da yeni yerleşilecek bir ülke olarak ekstra kötü değil. Modern, insana saygılı, batı medeniyeti. Başka bir ülkede yaşamadım ama duyduklarımdan ırkçılık diğer yerlere göre çok çok daha az diyebilirim. Zaten çok yeni kurulmuş bir ülke ve göçmenlerle kurulmuş. Avustralyalı dediğiniz insanla konuşmaya başlıyorsunuz, a biz aslında burdan geldik diyor. Ya da ebeveynlerinden birinin anadili İngilizce değil mesela. Dolayısıyla yani gelen insana daha açıklar bence. Türklere karşı da özel bir negatif tutum yok. Yine de daha önce bir yerlerde dediğim gibi kimse sizi havaalanında törenlerle karşılamıyor. Ülkeye değer yaratabileceğinizi ispatlarsanız sizi kabulleniyorlar.

İş konularına ayrıca gireceğim ama yine de bu noktayı biraz daha açayım. İlk geldiğinizde beyaz yakalı olarak iş arıyorsunuz ama çoğu zaman aldığınız cevap yerel tecrübenizin olmadığı. Türkiye’de rahatça girebileceğiniz işlerin mülakatlarında ilerleyemiyorsunuz bile. Dolayısıyla o ilk adım, ilk kendini gösterme zor. Fakat bunu aşınca gerisi geliyor.

Bunun dışında da objektif olmak adına bir iki negatif şeyden daha bahsedeyim. Birisi uzaklık… Bir Avrupa değil, hatta bir Amerika bile değil. Ha deseniz gelmek 24 saat (bildiğin 18 saat bilfiil uçaktasın). Bilet fiyatlarından bahsetmiyorum bile. İkinci bir mesele de kendi dilini konuşamamak. Bu her yerde var, ondan kaçış yok. İlk zamanlar bir adaptasyon süreci istiyor, biraz dişini sıkıp devam etmek lazım.

Pozitiflere gelecek olursak da ‘Nedir bu Avustralya, nasıl bir ülke’ yazımda bahsettiğim o güzellikler sizi bekliyor. Böyle güzel havası, şehrin içindeki tatilleri, çok uzamayan iş saatleriyle bir nevi tatil köyü bence. Avustralya-Türkiye karşılaştırması konusu her açıldığında verdiğim örneği vererek yazımı bitireyim. Türkiye’de pazartesi sabahı işe dönüldüğünde genel mevzular “şurası çok kalabalıktı, burası berbattı, haftasonu hiç bir şey yapmadım işte” veya “of yine iş, şunlar var şimdi pöf, onun suratını kim çekecek”, yani bolca şikayet. Belki siz güzel şeyler yapmışsınız haftasonu ama bunlardan bahsetmek biraz zor, belki de ayıp. Avustralya’da ise bir pazartesi işe gittiğinizde herkes haftasonu aktivitesini anlatmak için yarışa giriyor, biri bilmem nerde yeni bir sahil keşfetmiş, biri dağlara trekkinge gitmiş, biri yeni bir spor denemiş. Haftasonuna dair en büyük stres iki haftasonu üst üste evde oturmuşsan haftasonumu anlatırken ne diyeceğim oluyor. Bizim gibi zorluklarla harmanlanmış bir kültürden gelen biri için şikayet o kadar kanıksanmış ki yokluğunda ne kadar hafiflemiş hissedeceğini veya bunun bir ihtimal olabileceğini hayal bile edemiyorsun.

Demem o ki, varsa içinizde buralarda yaşamak isteği, yapın, zorluklarına dayanın ve yapın.

%d bloggers like this:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close